I agree with Terms and Conditions and I've read
and agree Privacy Policy.

İletişim

Bana Ulaşın:
+90 532 424 51 39

E-posta:
iletisim@dribrahimduvarci.com

2 sene önce · · Pişmanlık duymak… için yorumlar kapalı

Pişmanlık duymak…

“Yaptıklarıma çok pişmanım..” diyerek gelen pek çok hastamız olur. Bazen kendi çıkıp gelmiştir. Bazen de onun “kötülük” yaptığı (mağdur ettiği) kişi onu alıp getirir çünkü pişmanlık yaşadığını görür ve düzelmesi için ona bir şans daha vermek ister.

Bu yazımda bizim diğer insanlara “yaptığımız” ya da “yapmadığımız” şeylerden dolayı yaşadığımız pişmanlıklara değineceğim. Çoğu kez bu şeyleri “hata, kabahat, sorumsuzluk, ihmal” gibi kelimelerle tanımlarız. Oysa yapılan ya da yapılmayan bu şeyler birer kötülüktür ve saydığım kelimelerle hafifletilemez. Kötülük derken bunun ille de hırsızlık, dayak, tehdit olması gerekmiyor. Üniversiteyi 7.yıla uzattığı halde aklını başına almayan, hala bir türlü ders çalışmayan, anne-babadan sürekli para koparan, sorunlu arkadaşlar edinen ve hiçbir nasihati dinlemeyen bir çocuğun bu yaptıkları anne-babasına bir kötülük değil mi? Ya da babasından aldığı vekaletle tüm malları üzerine geçirmeye çalışıp kardeşlerine düşecek mirası azaltmaya çalışan birinin yaptığı kardeşlerine kötülük değil mi? Sırf kızgınlığı ve nefreti yüzünden çocuklarını boşandığı eski eşine göstermeyen birinin yaptığı evladına kötülük değil mi?

Ben pişmanlığın 2 türlü olduğunu düşünüyorum. İlki yalnızca pişmanlık diğeri ise suçluluk duygusuyla birlikte yaşanan pişmanlık.

Suçluluk duygusu ve vicdan azabı çekme insanı hatasını telefi etmeye ve kendisini düzeltmeye sevk eder. “Ben kötü bir insan olmak istemiyorum.. insanlara kötülüğüm dokunmasın” düşüncesiyle bir değişme gayesi ortaya çıkar. Suçluluk duygusuyla birlikte olan pişmanlıklar asla unutulmaz ve bizde kalıcı izler bırakır. Suçluluk duygusu olmaksızın yaşanan pişmanlıklar ve utançlar ise çabucak unutulur. Unutulmazsa bile kişinin kendisini değiştirmesi için bir çabası olmaz, kötülülük yapması başka biçimlerde devam eder gider.

Bir öykü üzerinden örnek vermek istiyorum.

38 yaşında, erkek bir hastam olmuştu. Sıkıntı, huzursuzluk, mutsuzluk, iştahında azalma ve kilo kaybı şikayetleriyle geldi. Son 3 aydır bu şikayetleri şiddetlenmiş ve işlerini takip etmekte zorlanıyordu. Karısının da telkini ile gelmeye karar vermiş; ilaç desteğine ihtiyaç duyduğunu düşünüyordu. Benim sorular sormama pek gerek kalmadan kendisi hem hayatını hem de bu son dönemde yaşadıklarını anlatmaya başladı.

Karadeniz’in küçük bir ilçesinde doğup büyümüş. Aslında dersleri iyi olduğu halde üniversite okumayı düşünmemiş, liseden sonra memleketinde bir süre çalışıp hemen askere gitmiş. Dönüşte çocukluğundan beri sevdiği eşiyle evlenmiş. Henüz bir yıllık evliyken de İzmir’e taşınmış. Kısa sürede de kendi işine atılmış ve çalışkanlığı ile de bugün maddi olarak iyi bir seviyeye gelmiş.

Yaklaşık 1 yıl önce internetteki bazı uygulamalar üzerinden kadınlarla görüşmeye başlamış ve tek gecelik birçok ilişki yaşamış ve yaşamaya da devam ediyormuş. Tabi eşine; “seyahatteyim, iş yemeği var..” gibi türlü türlü yalanlar söyleyerek.. Halbuki karısını çok seviyor ve onunla da herhangi bir cinsel sorun yaşamıyormuş.

Bu yaptıklarını “rezillik” olarak tanımladı ve eğer karısı öğrenirse kesinlikle evliliği derhal bitirirdi. Bir oğlu ve 2 kızı var ve büyük kızı ergenliğe girmişti, onun yüzüne nasıl bakar, yaşlı anne-babasına ve akrabalarına ne derdi? Her aldatmanın ardından çok pişman oluyor ama yapmaktan da kendini alıkoyamıyordu. Birkaç kez “karım kusursuz biri, onun gibisini asla bir daha bulamam” dedi.

Karısı çok becerikli, sürekli kendisini geliştiren, evine özen gösteren, çocuklarıyla ilgili, kocasına karşı da sevgi dolu, misafirperver ve sosyal bir kadınmış. Karısının bir işte çalışmasını hiçbir zaman istememiş.

Bu bilgileri verdikten sonra yine ben soru sormadan bu dürtüsel davranışının altında yatan sebebi şöyle açıkladı. Konuya girer girmez de ağlamaya başladı ve görüşme sonuna kadar hep gözleri doldu ve arada ağladı. Hastam 4 kardeşin en büyüğü ve en ufak olan oğlan kardeşi kendisinden 14 yaş küçükmüş. Kardeşi liseyi bitirmiş, o sene üniversite sınavını kazanamamış. Baba da büyük oğlundan kardeşini sahiplenmesini istemiş. Karısı da rıza gösterince hastam kardeşini İzmir’e getirmiş ve artık onlarda kalmaya başlamış. Tekrar üniversite sınavına hazırlanması için bir dershaneye yazdırmış.

Kardeşi ilk kez uzun süreli olarak büyük şehirde yaşamaya başlamış. Dershanedeki diğer gençlere özenerek kısa sürede giyim tarzı, konuşması ve alışkanlıklarını değiştirmiş. Abi olarak başta bunları hoş görmüş. Fakat oğlanın “ders çalıştığı yok” ve ikinci sene de sınavında vasat bir puan alınca abi “artık benim işyerimde çalışacaksın” demiş.

Kardeş işyerine gelip gidiyor ama işleri bir türlü sahiplenmiyormuş. Aklı fikri hep akşam ya da haftasonu yapacağı eğlenceleri planlamaktaymış. Bir türlü ele avuca sığmıyor, yazın arkadaşlarıyla sahil beldelerine gidiyor, abisinin verdiği harçlık yetmiyor, sık sık yengesinden para koparıyormuş. Memleketten geldiğindeki mahcup ve ezik halinden hiç eser kalmamış; sürekli sevgili yapan, haftada en az 1 gün alkol alan bir delikanlı olmuş.

Eve geç gelmeleri ve arada dükkandaki kasadan para aşırmaları abisinin sabrını iyice zorluyor ve bu yüzünden sık tartışmalar oluyormuş. Abi kardeşindeki bu değişikliği bazen memleketteki yaşlı anne-babaya aktarıyor, onlar da “sen ona babalık yap, hizaya sok” diyorlarmış. Abi belki biraz olgunlaşır, aklını başına alır diye kardeşine araba almış ve işyerindeki sorumluluklarını arttırmış. Ne yazık ki abinin bu girişimi de ters tepmiş; kardeşinin dükkandan para aşırması, arabayla gezmeleri ve eve geç gelmeleri ayyuka çıkmış. Bir müddet sonra abi kardeşinden şüphelenip cüzdan ve eşyalarını karıştırırken ekstazi kullandığını öğrenmiş.

Bir buçuk yıl kadar önce, bir gece karakoldan abiyi arıyorlar; kardeşinin karıştığı bir hadise olmuş. Abi hemen karakola gitmiş. Hadise şu; kardeşi birkaç arkadaşıyla birlikte onlardan birinin evinde ekstazi içmişler, sonra da kız arkadaşlarını eve çağırmışlar. Arkadaşlarından biri kızlardan biriyle kavgaya tutuşmuş ve sonra kızı darp edince kız polisi aramış ve polis de hepsini alıp karakola götürmüş. Tabi hepsinin “kafası da iyi”. Kardeşi ertesi gün adliyede salıverilmiş.

Abi kabus gibi geçen bu 24 saatin sonunda öyle hiddetli ki, bir hışımla kardeşine “artık seni evden kovuyorum, dükkandan da kovuyorum, para mara yok, defol git.. bugüne kadar annemden babamdan sakladığım her şeyi de onlara anlatacağım” demiş. Gerçekten de hemen oracık da, kardeşinin gözü önünde babasını telefonla arayıp her şeyi bir bir anlatmış.

Trajik haberi ertesi sabah telefonda öğreniyor; kardeşinin cansız bedenini sabah dükkanı açan elemanlar bulmuş. Abi dükkana geldiğinde henüz polisin olay yeri incelemesi sürüyormuş ve kardeşinin kanlar içindeki cesedini görmüş.. Meğerse kardeşi gece dükkana gitmiş, çok miktarda alkol aldıktan sonra abisinin kasadaki tabancasıyla intihar etmiş.

Abi kardeşinin intiharını bir gün olsun dahi unutamadığını, sürekli kendisini suçladığını ve gösterdiği tepkiden çok büyük pişmanlıklar duyduğunu söyledi. Artık ziyaret için memleketine de gidemiyordu çünkü anne-baba ve kardeşler dahil memleketteki herkes de abiyi suçlamıştı. Dolayısıyla bir yandan da kendisini yapayalnız hissetmenin hüznünü yaşıyordu.. Kardeşi için ağlamadığı bir gün geçmediğini vurguladı. İnandım çünkü bana anlatırken de ağlıyordu.

Görüşme sonunda sözü yine tek gecelik aldatmalara getirdi. Evliliğini, toplumdaki saygınlığını, hatta iş yaşantısını tehlikeye atan bu tek gecelik ilişkilerin aslında bir çeşit kendisini cezalandırma olduğu yorumunu yaptı. Bu yaptığı “çirkin ve seviyesizce” bir şeydi. Türlü yalanlar söylüyor, neticede “kişiliği de yozlaşıyordu”. Ona göre bu da bir çeşit kendisini cezalandırmaydı. Çok fazla pişmanlık yaşadığını ama dürtüsüne de engel olamadığını ısrarla söyledi durdu.

Depresyonuna odaklandım ve ilaç tedavisiyle kendisini daha iyi hissedeceğini söyledim. Aklıma parlak bir fikir geldi. Hastaya depresyonu için nasıl olsa bir antidepresan yazacaktım, cinsel yan etkisi en çok olanı tercih ettim. Böylelikle libidosu azalınca tek gecelik kaçamak yapma dürtüsü de azalmış olacaktı. Bu fikrimi hastaya söylemedim ama..

Bir hafta sonra beni telefonla aradı ve hemen “ilacın cinsel yan etkisi var mı?” diye konuya girdi. Bende isteksizlik ve bazen de sertleşme sorununa yol açabileceğini söyledim. Bu cevabımdan hiç hoşlanmadığını belli ederek; “hep böyle mi olacak, hiç geçmez mi, düzelmesi kaç haftayı bulur, tamamen geçer mi?” şeklinde peş peşe sorular sordu. Şaşırdım kaldım, 1 hafta önce gördüğüm durmadan ağlayan adam yoktu; yaşamaya alıştığı heyecanları-şehveti azaltan bir ilaç yazdığım için bana kızgın ve hesap soran biri vardı telefonun ucunda.. Bilgi verdim ama nafile.. Sonra konuşmayı bitirdik. Ve bir daha bana gelmedi..

Birine kötülük yapmanın mazereti olmaz, olamaz. Buna güncel bahaneler bulmaya ya da bilinçdışı bastırılmış duyguları gerekçe göstermeye çalışmak da yersiz.. Bu hastam tek gecelik ilişkilerle, söylediği yalanlarla karısına kötülük yapıyordu ve anlaşılan kendisini düzeltmeye de hiç niyeti yoktu. Öyleyse pişmanlığı yakalanma korkusundandı; yakalanırsa kaybedeceği şeylerin fazlalığından dolayı duyduğu korku..

Psikoterapide bizim en büyük yardımcımız suçluluk duygusudur. Bu duygu hastayı içgörü kazanma ve değişime motive eder.. Suçluluk duygusu karşınızdaki sizi bağışlasa da devam eder. Üstelik davranışlarınızı düzeltseniz de geçmişte yaptığınızı her hatırladığınızda içiniz acır.. Suçluluk duygusu yoksa terapi devam edebilir ama beklenen değişim asla gerçekleşmez, terapi de entelektüel bir oyundan öteye gitmez.

Etiketler: , , Kategoriler Depresyon, pişmanlık, Psikiyatri, psikoterapi, suçluluk, yalan

velit, commodo efficitur. mattis libero ut risus eget