I agree with Terms and Conditions and I've read
and agree Privacy Policy.

İletişim

Bana Ulaşın:
+90 532 424 51 39

E-posta:
iletisim@dribrahimduvarci.com

1 sene önce · · Hayal Gücü.. Maceracı Ruh.. Çılgın Fikirler.. Risk Almak.. için yorumlar kapalı

Hayal Gücü.. Maceracı Ruh.. Çılgın Fikirler.. Risk Almak..

Hayatını giderek zorlaştıran ya da zorlaşan hayatında çıkış yolları bulamayan yakınlarınız veya arkadaşlarınız olmuştur. Oysa dışarından baktığınızda aslında çözümlerin olduğunu görürsünüz. Nasihat verir, sorunlardan çıkış yollarını söylersiniz. Kabullenmez ya da bir türlü harekete geçmezse de çıkıştığınız olur; “bu çözüm yolları nasıl aklına gelmiyor”, “daha neyi bekliyorsun”, “yetmedi mi artık”,“neyden korkup çekiniyorsun ki”, “biraz risk almak ya da çılgınca bir şey yapmak bu katlandıklarından daha zor olamaz” benzeri şeyler söylersiniz. Peki insanlar neden hala donup kalır, çözüm bulamaz, var olan çözümleri çürütür ve çözümsüzlük içinde tıkanıp kalır?

Kanımca burada eksik olan şey “hayal gücü, maceracı ruh, risk alma, gözünü karartıp hamleler yapma ya da çılgınca bir fikrin/hayalin peşinden koşma” noktasındaki eksikliklerdir.. Peki neden bu eksikliler var? Bazı insanlar bunlardan yoksun mu doğuyor, yoksa sonradan  köreliyor mu?.. Başta var da sonradan eksilip kayboluyorsa bunun sebepleri neler? Aile mi, eğitim mi, insanın başına gelen olumsuzlar mı?

İki örnek üzerinden kendi saptamalarımı açıklamak istiyorum.

İlk örnek; yıllar önce gördüğüm 19 yaşında, erkek, bir üniversite öğrencisi. İki yıllık meslek yüksek okulunda Mantarcılık bölümünde okuyordu. İlk duyduğunuzdaki hislerinizi birazcık irdeleyin. Ben de dahil tüm anne-babalar çocuklarımızı iyi liselerde ve marka üniversitelerin prestijli bölümlerinde okumaları için zorluyoruz, öyle olmasını umut ediyoruz. Tıp okusun, hukuk okusun, Boğaziçi, ODTÜ, İTÜ, tam burslu Koç/Bilkent üniversitesi olsun çabasındayız.. Hal böyle olunca meslek yüksek okulu mantarcılık bölümü açıkçası pek çoğumuz için çocuğumuzun hedef seçmesini istediği bir yer değil.. ANCAK bu genci dinlerken onun çalışkanlığı, hayalleri, hedefleri ve hırsından çok etkilenmiştim. Yurttaki oda arkadaşı ona biraz hırçın-hoyrat davranmış, o da ne yapacağını bilememiş ve kendisini biraz kötü hissettiği için bana gelmişti. Ailesi köyde yaşıyordu. Mantarcılık bölümünü özellikle seçmişti. Köylerinde buna uygun binaları vardı ve orada oldukça pahalı olan mantar cinslerinden yetiştirmek istiyordu. İstanbul, İzmir ve Ankara gibi büyük şehirlerdeki lüks restoranlara ve marketlere bu yetiştirdiği mantarlardan satmayı hayal ediyordu. Bu sektörde tanınmak ve zaman içinde işlerini çok büyütmek istiyordu.. Bölümünün en başarılı öğrencisiydi. Uslu, efendi ve saygılı oluşuyla hocalarının çok sevdiği biri olmuştu.. Hayaller, hırs, rekabetçilik ve maceracı ruh, hepsi vardı bu gençte.. Görüşme bittiğinde aklımdan geçen “benim çocuklarım da tıpkı bu genç gibi olsun” düşüncesiydi.

Şimdi de bunun tersi bir örnek vermek istiyorum; İngilizce öğretmenliği bitirmiş 24 yaşında genç bir erkek. Mutsuzluk, isteksizlik, sıkıntı, huzursuzluk ve hayattan zevk almama şikayetleriyle başvurmuştu. Tek çocuktu, İzmir’de doğup büyümüş ve üniversiteyi de İzmir’de bitirmişti. Okulu bitirir bitirmez girdiği sınavla kamuda öğretmen olarak atanmış ve Doğu Anadolu’nun küçük bir ilçesinde ilköğretim okulunda İngilizce öğretmenliğine başlamıştı. Sözleşmeli öğretmen olduğu için orada en az 3 yıl görev yapması gerekiyor ve daha sonra tayin isteme hakkı doğuyormuş. “Tayin isterseniz nereye gelebilirsiniz” diye sorduğumda ailesinin olduğu İzmir’e ya da yakın bir şehre gelme şansının asla olmadığını olsa olsa bulunduğu ilçeden il merkezine geçebileceğini söyledi.. Oradaki yaşantısı çok monotondu. Kendisiyle aynı durumda olan öğretmen arkadaşlarıyla evlerde buluşup zaman geçiriyorlardı. İlçede hiçbir sosyal faaliyet yoktu ve kış şartları da ağır geçiyordu. Yani bir yerleri gezme şansı da pek yoktu. Göreve başladığı 1,5 yıl içinde hep ilköğretim derslerine girdiği için İngilizcesi de gerilemişti. Yaz ve sömestr tatillerinde İzmir’e ailesinin yanına geliyordu. Aslında “ille de öğretmen olacağım başka bir meslek düşünemiyorum” diyen idealist biri değildi. Görev yaptığı yeri hiç sevmemiş ve her geçen gün adeta nefret eder olmuştu. Depresyonunun bundan kaynaklandığını da biliyordu.

Benim de sizin de hemen aklınıza gelen soru peki hala neden orada kalıyor? Hemen istifa edip İzmir’de özel bir okulda çalışabilir, İngilizce kursunda çalışabilir, özel ders verebilir. Yabancı dili olduğu için bir ithalat-ihracat şirketinde çalışabilir, turizm-seyahat acentesinde çalışabilir. Olmadı bir butik otelde çalışabilir. Bu iş fırsatları ilk aklıma gelenlerdi. Bekardı, anne-babasının maddi durumu yeterliydi. Bir işte tutunana kadar bir süre onların desteği ile idare edebilirdi pekala. Bu görüşlerimi ona söylediğimde aldığım cevap şuydu: “Bu söylediğiniz işlerin garantisi yok. Yeni ortamlar, yeni ekip arkadaşları, bilmediğim sektörler.. Tüm bunlara adapte olamam ben. Öğrenmem çok zaman alacak, çok emek de harcamam gerekecek. Bunları başaramamak da var tabi, garanti değil yani”.. İlginç olan anne-baba da oğluna maceracı olma telkininde bulunmamıştı. “Oğlum gel biz sana bir süre destek oluruz, çevremizi kullanıp, sana İzmir’de iş buluruz, en kötü ihtimalle özel ders verirsin..” dememişlerdi. Anladım ki bu genç risk almaktansa mevcut durumunu mutsuzluk ve depresyon pahasına koruyacak. Ne kadar işe yaracak bilmiyorum ama bir antidepresan yazdım, reçeteyi aldı ve gitti.

Neden bir insan kendisini mutsuz eden bir durum karşısında risk almaz, maceracı davranmaz, uçuk da olsa hayaller kurup peşinden koşmaz? Benim çıkarabildiğim nedenleri 4 başlıkta topladım.

1.Bu özellikler anne-baba yani aile tarafından çocuğa öğretilmemiş. Belki anne-babada da bu özellikler yok ya da çok az, bu nedenle çocuğuna aktaramamışlar.

2.Sorun ailede değil kişinin kendisinde. Fiziksel olarak tembel, zihinsel tembelliği var, merak duygusu hiç yok, hırsı hiç yok.

3.Bu özelliklere sahip ama saklanmak istiyor çünkü değersizlik ve utanma duyguları çok fazla. Bu duygularını kısmen bilinç dışına bastırmış kısmen de farkındadır. Konumunu değiştirmeyerek, oluşturduğu kapsülünün içinde narsisistik çatışmalarını azaltmıştır. Eğer bu kapsülden çıkarsa inferiorite (aşağılık kompleksi) yaşayacak, küçük düşecek, utanacak, rekabette yenilecek, değersizlik hissi daha da derinleşecektir.

4.Aslında hırslıdır, maceracıdır, hayalleri vardır ama içinden çıkabilecek kötülüklerden korktuğu için mevcut durumunu koruyor ve eyleme geçmiyor. Bu açıklaması zor bir durum, bunu ileriki bir yazımda detaylı açıklayacağım. Sadece şunu söylemek istiyorum: Hepimizin içinde bizi çok korkutan ve bu nedenle bilinçdışının çok derinlerine bastırdığımız dürtüler var, genelde çok agresif dürtüler bunlar, yıkıp yok eden. Bu dürtüler ne olursa olsun ortaya çıkmamalı.

Kişinin çakılı kaldığı, başka bir deyişle, kendisini mahkum ettiği durumdan çıkmamasında yukarıdaki maddelerden bir ya da bir kaçı etkilidir.. Yaşadığı depresif veya anksiyete semptomları antidepresan ve psikoterapi yardımıyla kısmen yatışır. Ancak yıllar geçip de kayıpları arttıkça, olması gereken yerde olamadıkça başka türlü psikolojik sorunları ortaya çıkar; mutsuz, alıngan, negativist, eleştiren, tahammülsüz, öfkeli, etrafının enerjisini tüketen biri oluverir. Çevresindekileri suçlamak ya da arabesk/melankolik bir öykü yazıp kendisini ve başkalarını buna inandırmaya çalışmak da bulduğu en kolay çözümdür.

Etiketler: , , , Kategoriler Depresyon, hayata bağlılık, narsisizm, Psikiyatri, psikoterapi

quis, mi, suscipit Sed id, consequat. facilisis venenatis,