I agree with Terms and Conditions and I've read
and agree Privacy Policy.

İletişim

Bana Ulaşın:
+90 532 424 51 39

E-posta:
iletisim@dribrahimduvarci.com

2 sene önce · · Hastalar YALAN söyler mi? için yorumlar kapalı

Hastalar YALAN söyler mi?

“Mutsuzluk, sıkıntı, huzursuzluk, uykusuzluk, durgunluk gibi semptomlarından kurtulmak ya da yakın-uzak çevresiyle yaşadığı sorunları çözmek için kendi isteğiyle gelen hastalar neden psikiyatriste yalan söylesin ki” diye düşünebilirsiniz.. Ne yazık ki söylüyorlar. Üstelik pek çoğu söylüyor; hem de tek bir konuda da değil, birden fazla konuda yalan söylüyor..

“Yalan söyleme” önemli bir konu ve mutlaka değinilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hastanın şikayetleri/sorunları psikiyatri/psikoterapi desteğine rağmen bir türlü düzelmiyorsa bir yerlerde dürüstlükten uzaklaşma ve yalan var demektir. Burada şizofreni, bipolar bozukluk ya da unipolar depresyon gibi biyolojik temeli kuvvetli olan psikiyatrik bozukluklardan söz etmiyorum..

Psikiyatri asistanlığına başladıktan bir süre sonra psikanalitik yönelimli psikoterapi eğitimine de başladım. Psikanalitik kuramdan çok etkilenmiş ve sürekli bu konuda okuyordum. Bu kurama göre bize gelen hastalar masumdu. Onlar çocukluk ve ergenlik döneminde yaşadıkları travmalar, kayıplar, ihmaller ve kötü muamele yüzünden bu haldeydiler. Şimdi insanları üzseler de, tutarsız davransalar da, yalan söyleseler de onlar geçmişte kurbandı ve şimdi bu yaptıklarını kötülük gibi görmemek lazımdı. Onları asla yargılamamalıydık. Bu nedenle bir hastayı dinlerken “acaba bana yalan söylüyor mu, anlattıkları ne kadar doğru” diye hiç aklıma getirmezdim. Sonraki yıllarda gördüm ki psikoterapisini sürdürdüğüm hastalarım bana çok önemli konularda pekala yalan söylüyordu. Üzerinde durmamaya, görmezden gelmeye çalışıyordum. Ta ki Irvin Yalom’un bir kitabında hastaların terapistlerine yalan söylediklerini ve bunun yüzleştirilmesi gerektiğini okuyana kadar. O zamana kadar görmezden geldiğim bu gerçeği daha çok düşünmem gerektiğini anladım. Elbette insanları dinlerken sürekli söylediklerinde çelişkiler aramaktan, yalanını yakalamaya çalışmaktan söz etmiyorum.. Psikiyatriste yalan söylemenin nedenlerini 3 başlıkta topladım. Benim gözden kaçırdığım mutlaka başka nedenler de vardır.

  1. Öykü: “Hikayeme birini daha inandırdım..taraftar topladım.. süre kazandım”

31 yaşında bir bayan hasta, görüşmeye kendi isteği ile yalnız gelmişti. Derin bir mutsuzluk, hayattan zevk alamama ve isteksizlik şikayetleri vardı. İşe zoraki gidiyor, evde hiçbir şey yapmıyor, erkek arkadaşıyla da bu şikayetleri yüzünden arası iyi gitmiyordu. Ağır bir depresyon yaşadığını söyledi. Kendisi de bir sağlıkçıydı, kamuda bir hastanenin radyoloji bölümünde teknikerdi. Bu depresif durumun aslında geçmişe dayandığını, hiçbir zaman “mutlu, hayat dolu” biri olamadığını söyledi. Ardından da babasının kendisine cinsel tacizde bulunduğunu ağlayarak anlattı. Bunun yıllar süren bir taciz olduğunu ve sonraki yıllarda annesine anlattığında annesinin ona inanmadığını anlattı. Annesinin ona inanmaması kendisini daha da üzmüştü. Destek olmaya çalıştım, ilaç başladım, önerilerim oldu. Görüşmeden kısa bir süre sonra hastanın annesi telefon açtı ve bana bilgi vermek istediğini söyledi. Kızı yıllardan beri depresyon tedavisi görüyor ama bir türlü düzelmiyormuş. Hayata karşı hep ilgisiz, kendisine ve evine bakmayan, işinde özensiz olduğu için sürekli amirlerinin uyardığı biriymiş. Zaman zaman fazla alkol tüketir, kısa süreli sorunlu ilişkiler yaşar, parasını hiçbir zaman yetiremez ve anne-babadan para alırmış. Uzakta oturan anne ayda bir kızının evine gelir, neredeyse “çöp eve” dönen evi temizletir, buzdolabını erzakla doldurur ve sabırla kızına nasihatte bulunur ve dönermiş. Baba da ciddi sağlık sorunları olduğu için gelemiyor ama kızının bu durumuna çok üzülüyormuş. Hastanın annesinin bu anlattıkları beni şaşırttı ve taciz eden baba ve buna duyarsız kalan anne ithamları aklıma yatmamaya başladı.. 4 hafta sonra hasta tekrar geldi. İlaçlardan hiçbir yarar görmemiş ve şikayetleri aynı şekilde devam ediyormuş. Biraz üzerine gitmeye karar verdim; günlük yaşantısını, iş arkadaşlarıyla ilişkilerini, işteki verimliliğini, hayatına giren erkeklerin niteliklerini ve gelecekteki hayallerini sorguladım. Hep kaçamak cevaplar verdi, döndü dolaştı sözü depresyona ve bu depresyona sebep olan babanın cinsel tacizine getirdi.. Kafamda bir sürü sorularla görüşmeyi bitirdim ve bir ilaç değişikliği de yaptım. Yaklaşık bir hafta sonra hastanın ablası, sırf kız kardeşinin durumu ile ilgili benimle bir seans görüşmek için randevu almış. Ablayla görüştüm; son derece özenli giyinmiş, kendisinden emin ama bir o kadar da mütevazı bir hali vardı. Abla hastadan 3 yaş büyük, serbest avukatlık yapıyor ve bir meslektaşıyla 1 yıllık evliymiş. Ablanın anlattıkları anneyi doğruluyordu, hatta daha fazlasını. Çünkü bazı şeyleri anne-baba kaldıramaz diye abla onlara anlatmamıştı. Kız kardeşinin uzun bir dönem esrar kullandığını, defalarca işe alkollü gittiğini, bir kez de erkek arkadaşıyla kavga edip karakolluk olduğunu anlattı. Yalan söyleyip söylemediğini sorduğumda abla bana kardeşinin her sıkıştığında hiç çekinmeden yalanlar söylediğini anlattı. Ablaya babayı sordum; mükemmel bir baba tablosu çizdi. Ardından açıkça taciz meselesini sordum. Abla bu yalana şaşırmadı ama çok üzüldü. Anladım ki baba asla böyle bir şey yapacak biri değildi, kızlarına karşı son derece müşfikti.

Bu tip hastalarda temel sorun kişilik bozukluğudur; narsisistik, bağımlı, borderline ve histriyonik kişilik bozukluğu özellikleri taşırlar. Psikiyatriste/psikoterapite gelirler ama amaç bunu yakınlarına karşı kullanmak, kendisini acındırmak, yaptıklarını bir süre unutturmak, süre kazanmak ve göz boyamaktır. Bir de psikiyatristi/psikoterapisti kandırıp kendisine inandırabilirse tam da istediğini elde etmiş olacak böylece anne-baba ve diğer yakınlarını daha da sömürebilecektir.

 

  1. Öykü: “Terapistimi bırakmak istemiyorum..”

Genç bir erkek hastam olmuştu. İlk gördüğümde henüz 22 yaşındaydı ve yaklaşık 5 yıl kadar izledim. Panik ataklar, agorafobi ve beklentisel anksiyete şikayetleri vardı. Şikayetleri yoğunlaştığında daha sık, düzelince daha seyrek aralıklarla gelirdi. Henüz 10 yaşındayken babası trafik kazasında ölmüş, dış dünyaya karşı şüpheci, sevgisini göstermeyen bir anne tarafından oldukça korumacı şekilde büyütülmüş. Üniversiteye başladığında anneden ilk kez ayrılmış ve panik atakları da yurtta kalırken başlamış. Sürekli acillere gider ve sakinleştirici yapılınca rahatlarmış.

Bana ilk geldiğinde üniversite bitmiş (!) artık sıra işe girmeye gelmişti. Şanslıydı çünkü babadan kalma mülkler ve onların da iyi bir kira getirisi vardı. Dolayısıyla hiç çalışmasa da rahat bir hayat sürdürebilirdi. Ama çevre buna ne derdi, ne de olsa inşaat mühendisliğini bitirmiş ve bir şeyler yapması lazımdı. Üstelik kendisi de iyi bir işe girmek ya da kendi ofisini açmak istiyordu. Planının önündeki en büyük engel askerliğini yapmamış olmasıydı.. Askerliği aradan çıkarmak istiyordu ama panik hastalığı askerde nüks ederse nasıl baş edecekti? Panik bozukluğunu bahane etmeden bir an önce askere gitmesi için pek çok seansta teşviklerim oldu; ne de olsa üniversite mezunuydu, kısa dönem, 5,5 ay yapıp dönecekti. “Panik atakların şiddetlenirse beni telefonla ararsın.. Senin bölük komutanınla konuşurum..” diye önerilerde bulunuyordum.

Benim ona panik atak konusunda güvence vermem çok rahatlıyor, bazen beni “bir baba gibi” gördüğünü hissediyordum. Acil durumlarda beni telefonla arar ve yatıştıran telkinlerimle güç kazanırdı.

İlk tedavisine başlayalı 3 yıl olmuştu ve bu sefer ki randevusuna sevinçli bir halde geldi. Sevincinin nedenini anlattı. Meğerse tek bir ders yüzünden üniversite diplomasını alamamış. Çıkan aftan yararlanmış ve o tek dersi son sınav hakkında vermiş ve diplomasını almış. Şaşırdım kaldım. Bu 3 yıl içerisinde kısa dönem askerlik meselesini kaç seans konuştuk ama aslında askere gidemezmiş, çünkü diploması olmadığı için uzun dönem (o yıllarda 15 aydı) askerlik yapması gerekecek.

Buradaki yalan nispeten masum bir yalandır. Hastanın derin bir ilişki kurduğu ve rahat hissettiği yegane yer belki de terapistinin yanıdır. Bu nedenle terapinin, yani bu ilişkinin, sürmesi gerekir. Terapiste gelmek, bazen yalnızca onu görmek bile hastayı rahatlatır, güvence verir. Terapinin sürebilmesi için her seferinde yeni konular ya da eski konuların devamı niteliğinde bir takım olayları terapi seansına getirmek, sonra terapisti yüreklendirmek ve onu terapinin iyi gittiğine inandırmak lazımdır. O malzeme getirdikçe terapist her şeyin yolunda gittiğini düşünecektir.

 

  1. Öykü: “Bu meseleyi sorgulama, onu ben kendim halledeceğim..”

Biz psikiyatristleri en çok yoran hatta tüketen bu türdeki yalanlardır. Bu kimseler genelde mutsuzluk, sıkıntı, huzursuzluk, uyku bozukluğu ve iştahsızlık gibi şikayetleriyle başvurur ve ilaç almak isterler. Hastada kronik bir hastalık, sürekli kullandığı ilaçlar ve ilaç alerjisi gibi dikkat edilmesi gereken durumlar yoksa bir antidepran yazmak hiç de zor değildir. Biz asıl “bu semptomları tetikleyen bir şeyler yaşandı mı ya da yaşanmaya devam ediyor mu”, bunu konuşmak isteriz. Sorun tamda bu noktada başlar çünkü hasta mevcut semptomlarının tetiklenmesine sebep olan durumları anlatmak istemez. Olur da bir şekil de ağzından kaçırırsa bu sefer “ben onu kafama takmıyorum.. o olay yaşandı bitti. Şimdi hiç düşünmüyorum” benzeri cevaplar verir. Buradaki durum psikolojide savunma mekanizmaları konusunda anlatılan BASTIRMA, BÖLME ya da İNKAR mekanizmaları değildir. Ne yazık ki hasta bilinçli bir şekilde yalan söylemektedir. Örnek vermek istiyorum.

Yıllar boyu girdiği her ticari işte başarısızlık yaşayıp ailenin mal varlığının önemli bir kısmının kaybedilmesine sebep olan bir erkek hastam olmuştu. Ne zaman bir ödemesi yaklaşsa ve ödeyecek parası olmasa hemen anksiyetesi artar, tansiyonu yükselir ve önce acile sonra da bana gelirdi. Her seferinde tetikleyen bir durum var mı diye sorardım ve o da her seferinde “yoktu bir şey.. Arkadaşlarla muhabbet ediyorduk, birden panik atağım tuttu” benzeri cevaplar verirdi. Bir türlü “ticarette nerede hatalar yapıyor, nasıl dikkatsizlikler ve yanlış kararları oluyor, hangi kişilik özellikleri hata yapmasına zemin hazırlıyor”, bunları konuşamadık; benim bu konulara girmeme izin vermez, konuyu değiştirirdi.

Bir başka örnek: Uyku, iştah sorunları, mutsuzluk ve durgunluk şikayetiyle gelen evli, 2 çocuklu bir hanım hastam oldu. Ne sorduysam hep kısa cevaplar verdi; “yaz ilacımı gideyim” gibi bir şeydi benden beklediği. Evliliğinin iyi gitmediğini, artık kocasıyla bir şey paylaşmadığını ve bir yıldır da cinsel olarak tamamen kocasından uzak durduğunu söyledi. “Peki bu süreçte size ilgi duyan oldu mu, siz ondan hoşlandınız mı, sizin ilgi duyduğunuz biri oldu mu?” diye sordum. Cevabı net bir şekilde “hayır” oldu. Yazdığım ilaçlar pek işe yaramıyordu ve 3.görüşmeden sonra da bir daha da gelmedi. Birkaç ay sonra rastlaştığım bir psikolog arkadaşım bana bu hastayı sordu, meğerse o bana yönlendirmiş. Hasta hakkında karşılıklı bilgi paylaşırken hayretler içerisinde kaldım; son 1 yıldır sevgilisi varmış, adamda evli ve çocukluymuş. Kocasında şüpheler uyanmış ve telefonunda bir şeyler yakalamış. Hastanın yaşadığı semptomlarda aslında bunun paniği imiş.

Etiketler: , , Kategoriler Psikiyatri, psikoterapi, yalan

Aenean felis amet, id ut massa Donec dictum mattis