I agree with Terms and Conditions and I've read
and agree Privacy Policy.

İletişim

Bana Ulaşın:
+90 532 424 51 39

E-posta:
iletisim@dribrahimduvarci.com

2 sene önce · · “Ben çok fedakarım.. Kimseye ‘hayır’ diyemiyorum.. Herkes için koşturuyorum.. Elim çok açık..” için yorumlar kapalı

“Ben çok fedakarım.. Kimseye ‘hayır’ diyemiyorum.. Herkes için koşturuyorum.. Elim çok açık..”

1.Öykü: Kontrol/Denetim Bende Olacak..

“Ben yoksul bir aileden geliyorum. Eşimin ailesi varlıklıydı. Hakkını yememek lazım, iş hayatına girişimde onların büyük destekleri oldu. Hiç birinin altında kalmadım, sonra onlara da ben destek oldum. Şimdi çok şükür işler çok büyüdü, yanımda neredeyse 200 civarında eleman çalışıyor, yedek parça imal ediyoruz.. Benim derdim oğlumla.. Bakın doktor bey ben çok fedakar bir insanım. Hep ailem ve çocuklarım için koşuşturdum. İnanın gece gündüz çalıştığımdan oğlumun da kızımın da çocukluklarını hatırlamıyorum, çünkü işten güçten eve günlerce gelemediğim olurdu. Yüzümü kara çıkartmadı iki çocuğum da. Özel okullarda okuttum ama onlar da son derece başarılıydılar ve dereceyle mezun oldular. Oğlanı, bizim işlerden dolayı mühendisliğe yönlendirdim. Pek istememişti ama sonra ikna oldu. Ardından yurt dışına yüksek lisansa gönderdim; ‘en iyi yer neresiyse orası olsun, parası önemli değil’ dedim. Kaliforniya’da bir yerdeydi üniversitesi. Dediğim gibi oğluma da kızıma da hiçbir şeyi eksik etmedim. Üniversiteye başladıklarında altlarında arabaları. Hatta anneleri pimpiriklidir, bu nedenle SUV aldım.

Oğlan, Türkiye’ye döndü, ‘baba ben senin işini yapmayacağım’ dedi. Bu konuda çok gerilim yaşadık, ‘ben işleri bu noktaya sizin için getirdim, olur mu bu böyle..’ dedim. Sonra kabul etti. Fabrika da sürekli benimle çatışıyor. Genç çocuk, yenilikler yapmak istiyor, kendince elemanlar alıyor, benim 20 yıllık elemanlarımı beğenmiyor, işten çıkarmak istiyor.. Ben de tavrımı koyuyorum tabi, iki üç ayda bir isyan ediyor, benim ona yetki vermediğimi, eleman gibi davrandığımı, fikirlerini önemsemediğimi söylüyor. Kız arkadaşı vardı, 3 ay önce evlendirdim. Geçen sene çok özenerek yaptırdığım bir villa vardı, oğlan ‘ben burayı sevmedim’ dedi, onun istediği yerden ev aldık. ‘Baba sen benim aile hayatıma da karışırsın, geldiğime gittiğime, arkadaşlarıma, eğlenmeme zaten karışıyorsun’ dedi.

Ben hayatını çocuklarına adamış biriyim. Karımla aramdaki bağ yıllar önce koptu. Sırf çocuklarım üzülmesin diye evliliğimi sürdürüyorum. Kendimi yaşamadım. Ama bu oğlana yaranamadım. Şimdi de kızım başladı, baba sen benim hayatımı yönetemezsin diye”.

 

2.Öykü: Yalnız Kalmak İstemiyorum..

“Oğlum artık bana düşkün değil..

Oğlum ilkokul 3.sınıftayken bir trafik kazası geçirdi ve 1 ay yoğun bakımda yattı. Sonra iki ameliyat geçirdi, iyileşmesi 1 yıl sürdü. O sene okula gidemedi. Gecem gündüzüm onun bakımıyla geçti.. Oğlumun ilk eşi yüksek tahsilli ama çalışmayan, rahatına düşkün, kaprisli tuhaf biriydi. Ben gider çocuğumun yemeğini yapardım. Torunum oldu. Gelin çocuğa bakamıyor; dayanamadım ve onu 40 günlükten ben büyüttüm. Maşallah şimdi üniversiteyi bitirdi; hem çok iyi bir şirkette işe girdi hem de yüksek lisans yapıyor.

Oğlum boşandıktan sonra bana yakın bir ev tuttu. Ben her gün gidip oğlumun yemeklerini yapar, kadın tutup evini temizletirdim. Çok titiz ve seçicidir, öyle yetiştirdim çünkü.

Şimdi boşanmış ve 13 yaşında bir kızı olan bir kadınla beraber. Resmi evli değiller ama ‘o benim karım anne’ diyor. Açıkçası kadını pek sevmedim. Bana çok saygılı, el üstünde tutuyor ama ne bileyim işte sevemedim. Oğlumun işi güzel, parası var, kadın sanki biraz oğluma yamanmış gibi geldi. Gerçi kadın eğitimli, kültürlü ve görgülü. Oğlum da zaten bu özelliklerinden çok etkilenmiş. Kadının kızı benim oğluma ‘baba’ diyor. Bence yanlış; ‘abi’ diyebilir, nasıl yani ‘baba’. Oğluma söyledim, ‘ne var bunda büyütecek anne’ dedi. Bir de kıza öz evladı gibi düşkün. En çok da ne gücüme gitti biliyor musunuz? Geçenlerde benim tansiyon rahatsızlığım için doktor kontrolüm vardı. Şirketinde çok cici bir sekreter var. Onu bana göndermiş, kız beni özel hastanedeki doktoruma götürdü. Sonra öğrendim ki o gün üvey kızının sivilce mi bir şey bir cilt sorunu varmış, onu kendisi cildiye hekimine götürmüş. Ben annesiyim, bu bana yapılır mı? Benim hayatım fedakarlıkla geçti, benim bu çocuğuma verdiğim emekle 3 çocuk daha büyütülürdü. Çok gücendim ve gücendiğimi belli ettim.. Olmaz, çok yanlış bir şey, sen annen dururken üvey kızını doktora götür..”

 

3.Öykü: Gerçekten Öyle mi?..

Yıllar önce çalıştığım özel hastanede, bir personel bana ablasını getirmişti. Ev hanımı, 2 çocuklu ve otuzlu yaşlarındaydı. Görüşme boyunca ara ara ağlayarak yaşadığı sıkıntıları anlattı. Kendisi Egeliydi, kocası ise Doğu kökenli. Kocasının ailesi kalabalık ve hep bir arada olan kimseler; kayınvalide, görümceler, eltiler, kayınbiraderler. Yıllar boyu onlara hizmet ettiğini, kocası mutlu olsun diye onların hoyratça davranışlarını alttan aldığını ve zaman zaman da tükenmişlik yaşadığını anlattı. Bir ara kocasının işleri bozulmuş ve maddi sıkıntı yaşamışlar ama şimdi her şeye sahiptiler. Çocuklarına düşkün olduğunu, komşularıyla arasının iyi olduğunu ve herkese yardım ettiğini defalarca vurguladı. İnsanların buna karşılık bir takdir, minnet ya da şükranı yoktu, özellikle de kocasının yakınlarının..

Antidepresan yazdım. İkinci gelişi ve sonra 3.gelişinde depresif şikayetleri tamamen geçmişti ve yine bana kocasının ailesi için yaptığı fedakarlıkları anlattı.

Hastane personelinin ablası olduğu için ücret ödemesini istemedim dolayısıyla hiçbir ücret alınmadı. Her seferinde 45-50 dakika görüşüyordum. Görüşme sonunda bana teşekkür edip çıkıyordu. Üç görüşmeden sonra kendisini çok iyi hissettiğini, sorun olursa tekrar arayacağını söyleyerek ayrıldı.

Bu kadar fedakarlıktan söz eden biri onu ücretsiz tedavi eden psikiyatristine en azından hastanenin karşısındaki çiçekçiden bir demet nergis alabilirdi ya da evde yaptığı kurabiyelerden birazcık getirip minnetini gösterebilirdi. Ama yapmadı.. Belki düşünemedi, belki ufak tefek bir şeyler getirirse onları küçümseyeceğimi düşündü.. Belki de anlattığı kadar fedakar, ince ruhlu biri değildi.

 

Yaptıklarımız gerçekten fedakarlık mı, yoksa zaten yapmamız gereken vazifeleri mi yapıyoruz? Karşı tarafın yaptığı fedakarlıkları görmüyor muyuz acaba? Pekala verdiğimizden çok daha fazlası bize veriliyor olabilir. Belki de insanlar bizdeki bu körlük yüzden yaptıklarımızı takdir etmiyor..

Fedakarlık çok üstün bir insani özelliktir. Tabiî ki fedakarlığın bir karşılığı olmalı; fakat verdiğimizden fazlasını ya da birebir benzerini bekliyorsak bu fedakarlık değildir. Verdiğinden çok daha azını aldığında da çok mutlu olabiliyorsak buna fedakarlık denir.. Eğer ölçüsüz bir fedakarlık görüyorsak bunu yapan kişinin altta yatan dinamiğini görmemiz gerekir. Yukarıdaki örneklerde göstermek istediğim de buydu; gerçekten büyük fedakarlıklar var ama karşılığında özgürlüğü-bireyselliği kısıtlayan ağır şeyler isteniyor. Bu, karşısındakini köleleştiren bir fedakarlık..

Bizim içimizde kendimizi iyi gören, kusurlarımızı unutturan bir mekanizma vardır. Bunu fark edemezsek bizi seven insanların sayısı yıllar içerisinde azalır gider.

Etiketler: , Kategoriler Psikiyatri, psikoterapi

sem, suscipit ante. neque. Lorem consectetur pulvinar consequat. libero